17.04.2021 -Akademi Derneğine Hoş Geldiniz

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ(DİKKAT! BİR FITRATI YOK ETME VE AİLEYİ YIKMA PROJESİDİR)

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ(DİKKAT! BİR FITRATI YOK ETME VE AİLEYİ YIKMA PROJESİDİR)

CEDAW VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Dünyayı kontrol etmek isteyen güçler, kendilerine çıkarlarına göre bir dünya kurma peşindeler. Bunu yaparken kimi yerleri yıkarak, kimi yerleri yakarak, kimi yerleri de kargaşa çıkararak hâkim olmak istiyorlar. Kargaşa derken halka fiili olarak müdahale değil, kanunlarla yapıyorlar. Kanunları yaparken adaletten uzak yapınca doğal olarak insanlar bir birine düşmektedir. Hatta aile içerisinde kadın ve koca birbirine düşerek bir birlerini katledecek seviyeye getiriyorlar.

İşte bu kanunlar veya sözleşmelerden biri ve özelliklede gündemde büyük bir yer işgal eden İstanbul sözleşmesi dir. Aslında İstanbul sözleşmesi 1985 de imzalanana CEDAW  sözleşmesinin finali diyebileceğimiz bir sözleşmedir. CEDAW sözleşmesi kadının erkeğe düşman edildiği ilk sözleşmedir ve aileyi ilk tahrip eden sözleşmedir. CEDAW asıl adı “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme”dir. Otuz maddeden oluşmaktadır. 1985 yılında Türkiye tarafından kabul edilmiştir. CEDAW ile hayatımıza medeni hukuk ve Türk Ceza Hukukunun değişmesi ile çok büyük değişiklikler girmiştir. Aslında Avrupai, “bir hayat” ve “ahlak” anlayışına geçiş olarak ifade edersek yanlış olmaz. Ayrıca, Kadına şiddet veya kadının üstün tutulması bir devlet politikasıdır.

CEDAW ile hayatımıza giren büyük değişikliklerin büyük olanlarını şöyle sıralayabiliriz:

 2001 Türk Medeni Kanunun Değişimi,

2005 Türk Ceza Kanunun Değişimi,

2006 Töre ve Namus Cinayetleri Başkanlık Genelgesi,

2007 Kadına Şiddet Ulusal Eylem Planı,

2011 İstanbul Sözleşmesi,

2012 Aileyi Koruma ve Kadına Şiddeti Önleme Kanunu,

2008-2013 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı,

2008-2015 Kadına Şiddet Ulusal Eylem Planı,

2014-2018 Toplumsal Cinsiyet Ulusal Eylem Planı,

2016-2020 Kadına Şiddet Ulusal Eylem Planı,

2018-2023 Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı,

İstanbul sözleşmesinden önce yapılan birçok çalışma var ve 2011 de imzalanan bu sözleşme TBMM de bütün partilerin ortak eseridir. Yani bütün patiler tam katılım ve onayı ile meclisten geçmiştir.

CEDAW ile hayatımıza giren yeniliklerden en önemlileri; süresiz nafakanın getirilmesi, aile içi tecavüz(kadının rızası olmadan kocanın beraber olması), zinanın suç olmaktan çıkarılması, aile içinde kadın ve erkeğin eşit olması, evlilik yaşının 18 olması, eşler arasında iş seçiminde biri diğerinden izin almak zorunda olmaması, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına şiddet, aile içi şiddet, aile içi şiddet yaşayanların şikâyet etme hakkı gibi birçok kavram hayatımıza girmiş ve kanunen uygulanmaya başlamıştır.

CEDAW sözleşmesinin finali olan İstanbul sözleşmesi asıl adı, “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. 11 Mayıs 2011 imzalanıyor. 1 Ağustos 2014 de fiilen 6284 sayılı kanunla uygulanmaya başlanıyor. İstanbul sözleşmesi 81 madde 30 sayfadır. Anayasanın 90. Maddesi ile korunmakta iç hukuktan üstün olma özelliğine sahiptir. İstanbul sözleşmesi, bizi gibi İslami geleneğe sahip olan bu topluma söylemi güzel tuzak kavramlarla getirilmiştir. Fakat söylenen kavramların içi batılılar tarafından doldurularak tamamen farklı bir dünya ile tanışma fırsatı oluşturulmaktadır. Bu fırsat daha sonra kâbuslara ve katliamlara dönüşüyor. Anlayacağımız kadını resmen “ilah” konumuna çıkartıyor ve bütün örf adet gelenek din adına her şeyin kökünü kazımak adına yapılmış bir sözleşmedir.

 Sözleşmeden iki madde:

Bölüm I – Maksatlar, tanımlar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması, genel yükümlülükler

Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması

3.Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik

tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal

veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim,

toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci

statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın

uygulanmasını temin deceklerdir.

Bölüm III – Önleme

Madde 12 – Genel yükümlülükler

1. Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin

Toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer

Uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.

 Özet olarak hayatımıza giren yeni kavramlar:

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Kısaca, doğduğumuz cinsiyet olan erkek ve kız değil, toplumun belirlediği cinsiyet demektir. Yani kız ve erkek doğulmaz; kız ve erkek veya LGBTİ+  cinsiyeti olunur. Buna GENDER deniyor. Toplumsal cinsiyette amaç QUEER dir. Queer anlamı acayip bir şey demektir. Her türlü kişiliğe “akmak “demektir. Yani cinsiyetsiz ve kişiliksiz biri demektir. Bugün kız yarın erkek olabilir. Başka bir gün hiçbiri olmaya bilir.

Cinsel yönelim: Cinsel olarak her türlü varlığa yönele bilen demektir. Bugün bir erkek yarın bir kıza başka bir gün erkeğe, hayvana ölüye ve çocuğa cinsel olarak yönelmesi demektir. Bu kavramla cinsel sapık olanlar kendilerini ulusal ve uluslararası kanunlarla koruma altına alınmıştır. Bu nedenle miting ve yürüyüş yaparak kendilerini tanıtmıştır. Gökkuşağı bayrağıyla “LGBTİ+” artık her yerde var.

Klişe roller: Anne ve babanın, erkek çocuk ve kız çocuğunun fıtraten aldığı sorumlulukları klişe rol olarak görüyorlar. Mesela baba evin reisi ve para kazanan biridir. Bu klişe bir rol olarak belirtiyor. Baba da evde çocuk bakabilir anne de çalışıp para kazanabilir, kız çocuğu bebekle oynamaz topla oynayabilir.

Sözde namus: Sözde namus adına yapılan hiçbir şeyi kabul etmiyorlar. Kadınlar özgürdür. Özgür olan kadına herhangi bir kısıtlama ve engel getirilemez. Kadın ve kız çocuklarının istediği yere gitmesine engel olmak ve bakkala bile izinle gitmesine psikolojik şiddet içine giriyor.

Eğitim: Gerek okullarda ve gerekse toplumda, toplumsal cinsiyet eşitliği mantığının eğitimi verilmesidir. Bu nedenler 2014 den beri okullarda ETCEP denen “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eğitim Projesi” uygulanarak birçok eğitimler verilmiştir ve verilmeye devam etmektedir.

Barınaklar: Kadınların Aile içinde şiddet görmesi durumunda her türlü masrafı devlet tarafından karşılandığı kalıcı ve geçici barınaklardır.

Tazminat: Kadının boşanma durumunda yüksek tazminat almasını sağlamak.

Arabulucu ve Uzlaşmacı: Kadın ve kocanın anlaşmazlıkları durumundan kesinlikle uzlaştırmak ve arabuluculuk yapılmayacak.

Evden uzaklaştırma: Kadının şiddet görmesi durumunda erkeğe evden uzaklaştırma verilmelidir.

İfade geri alınsa bile dava devam eder: Kadının(18 yaşın altındaki kız çocukları da kadın statüsünde) dava ettiği kişi için ifadesini geri alsa da kamu davası olarak devam eder.

Kadın sünneti:  Bazı Ortadoğu ve Afrika Ülkelerinde geleneksel uygulanan kadın sünnetini bir şiddet aracı olarak görmelerinden dolayı bununda kaldırılmasını emrediyor.

Grevio: İstanbul sözleşmesini izleyen uzmanlar grubunun adıdır. Bunlar sözleşmeyi imzalayan bütün ülkelere girip çıkarken bir Cumhurbaşkanı yetkileriyle girip çıkmakta ve raporlarını almaktadır. Hiçbir şekilde denetleme ve engelleme yoktur ve yapmamaktadırlar.  Bağımsız devletlerin bağımsızlığına gölge düşmektedir.

Yukarıda sıraladığımız kavramları İstanbul sözleşmesi emretmektedir. Bu emri 6284 sayılı kanunla iç hukukta yürürlüğe girmiştir.6284 sayılı kanun kadının sözünü beyan kabul edip her hangi bir delil getirmeden şikâyetini alır ve sorgulamadan direk uygulamaya tabi tutar. Soruşturma açılır, sanık kendisine iftirada atılmış olsa bille bunu temize çıkaracak deliller bulmak zorundadır. Aksi durumda kesinlikle hapse mahkum olur. 6284 Saylı kanun ne getirmiştir maddeleri yazalım:

1. Sığınak talep edilebilir.

2. Geçici Koruma (Yakın Koruma)  talep edilebilir

3. Şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılmasını talep edilebilir

4. Şiddet uygulayanın sizi rahatsız etmesinin engellenmesini talep edilebilir.

5- Adresinizin gizlenmesini isteyebilirsiniz.

6. Kimlik ve ilgili diğer bilgilerinizin değiştirilmesini isteyebilirsiniz.

7. Şiddet uygulayanın silahını polise teslim etmesini isteyebilirsiniz.

8. Geçici velayet ve tedbir nafakası talep edebilirsiniz.

9. Geçici maddi yardım talep edebilirsiniz.

10. Oturduğunuz eve aile konutu şerhi konulmasını isteyebilirsiniz.

11. Herhangi bir sağlık sigortasından yararlanmıyorsanız genel sağlık sigortasından faydalanabilirsiniz

Yukarıda yazılan maddeleri herhangi bir delil olmadan kocanızı, abinizi, babanızı, oğlunuzu şikâyet edebiliyor ve talep edebiliyorsunuz. İfade geri alınsa dahi dava kamu davası olarak devam edebiliyor.

Feminist terörisler tarafından kabul ettirilen bu sözleşme ve kanunların yaptığı en büyük tahribat ve mağduriyetler şunlardır.

“Kadının sözü beyandır” ilkesi mağduriyetleri: Kadının herhangi bir delil olmaksızın herhangi bir erkeği taciz ve tecavüz suçlaması yapar ve uzaklaştırma verebilir, bu kocası ise nafaka bağlanabilir, eve aile konutu şerhi konarak erkeği mağdur edebilir. Temize çıkartmak ise erkeğe kalmış bir iştir. Yani erkek sırf kadının iki dudağı arasında çıkan sözle kişiliği lekeleniyor, itibarı sıfırlanabiliyor. Feminist gruplar genellikle imamlar ve öğretmenlere bu tuzakları kurup bütün deliller erkeğin lehine de olsa mahkum olabiliyor. Kasımpaşa çocuk esirgeme kurumu şoförü böyle mahkum olmuş 2 çocuklu anne perişan bir duruma düşmüştür.

Nafakaya bağlı olarak mağduriyetler: Eşler boşandıktan sonra erkek kadına ömür boyu nafakaya bağlanabilir. Belli bir süre olmayışı daha sonra evlenecek olan erkeği maalesef mağdur etmektedir.

Erkeğin evden uzaklaştırılması: 2014 den beri 2 milyon erkek evden uzaklaştırma almıştır. Herhangi bir delil olmadan kadın erkeğin şiddet uyguladığını söyleyerek erkeğe evden uzaklaştırma vererek dışarıda evde veya başka alanlarda kalarak mağdur duruma düşürmüştür.

Erkeğin kazancına bağlı mağduriyetler: Erkeğin söz hakkı olan malına kadının şerh koydurarak satmasına engel olmaktadır. Boşanma durumlarında erkek nafaka ödememek için malını vererek ancak kurtulabiliyor. Buda erkeği mağdur duruma düşürmektedir.

Erken evlilik mağduriyetleri: Erken yaşta evlenmiş, devlet tarafından evlilik cüzdanı verilmiş ailelere 2014 den sonra kanun çıkınca ve ondan önce davaları devam eden 4 bine yakın kişi “karısına tecavüzden” dolayı hapse mahkûm olmuştur.

                               Peki, bunların sonucunda neler olmaktadır. Türkiye aile yapısı ve evlilikler nereye gitmektedir. Sözde aileyi koruma kanunu ama aile yıkılmakta ve boşanan eşler bir birini öldürmektedir. Bu duruma ne getiriyor, tabi ki halkı Müslüman olan bu topluma Avrupa kanunlarını dayatmaktan kaynaklanıyor. Elli yıldır Avrupa da uygulanan İstanbul sözleşmesi sonucunda iyiye giden hiçbir şey olmadığı gibi babasız doğan çocuklar, kadına şiddet ve tecavüz hiç olmadığı kadar artmış ve artmaya devam etmektedir. Türk toplumunda kadın cinayetleri artmakta ve boşanmalar çoğalmaktadır. İşte CEDAW ve İstanbul sözleşmesinin Türkiye deki etkileri:

Ailenin yıkılması: Aileler boşanma oranları artmasından dolayı yıkılıyor. Yada evlilikler olmuyor.

Kadının yalnızlaştırılması: Kadının özgürlüğü adı altında baba, abi, oğul ve diğer akrabalar kadına bakmamakta ve kadını yalnızlığa terk etmektedir. Yalnızlaşan kadın kendi ayakları üstünde durması adına fırsatçıların kucağına düşmektedir. Hiç olmadıkları kadar istismara ve şiddete maruz kalmaktadır ve kalmaya devam etmektedir

Boşanmaların artması: Sadece 2017-2018 yılları arasında %11 oranında boşanma artarak 142 bin kişiye ulaşmıştır. 5 evlilikten 1i boşanmaktadır.(boşanma talebi 2 katı iken pandemi döneminde 4 katına çıkmış)

Evliliklerin azalması: Kanunların mağduriyetleri evlenme oranını düşürmüştür. Evlenme sayısı 2017 yılında 569 bin iken 2018 yılında 553 bine düşmüştür.

Gayrı meşru yaşantının artması: Kadının özgürlüğü adı altında verilen haklar onların sadece erkekler tarafından kullanılmasını ve buna bağlı olarak babasız doğan çocukların artmasını ve kürtajın artmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak eksikte olsa Müslüman  gelenekten gelen bu halkı yine İslam ahlakına geri dönüş kurtaracaktır. 1000 yıl dünyaya hükmeden atalarımız birer aile idiler Osmanlı ailesi, Selçuklu ailesi gibi. Avrupalılar bizim aile yapımızı gücünü biliyorlar ve bunu yıkmak için her türlü çalışmayı yapıyorlar. Biz Müslümanlar kendimize gelmeli ve karşımızdaki düşmanın farkına varıp ona karşı durmayı bilmeliyiz. Bu da ancak kendi öz kimliğimize dönerek başaracağımız bir durumdur.

ŞERAFETTİN YAZICI

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ